21 Mayıs 2012 Pazartesi

alıntı

Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele!
Düşüncemizin katlanması mı güzel
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece!
Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü.
Çünkü, o ölüm uykularında
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
Sevgisinin kepaze edilmesine
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanları?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

serbest düşüş-yolculuk sohbetleri


Her kıskançlık içselliğine tacizdir karşındakinin
Ve ne kadar çok kanun varsa o kadar güzelleşir Ezginin Günlüğü
Bir sineğe yapılan en büyük haksızlık
Onu metro tüneline hapsetmek olur
Çünkü tüneller geçilmek içindir, içinde yaşanmak için değil
Bir erkeği ağlatan bir kadın
Ya ömürlük bir söz vermeli yada gitmelidir efendice
Ve kişi kendi ölümüne ağlamayacağını düşündüğü gün
Ölmelidir artık

24 Nisan 2012 Salı

geç saat lakırdıları

aldanılmış aldatmalar üzerine edilen kelam başarıya övgü gibi. ateşin tene temas ettiği o ilk biricik andaki soğukluk hissi gibi. sevdiceğin gittiğinde hissettiğin o özgürlük rehaveti gibi. ölüm iyiliği gibi. hata olduğunu henüz anlamadan aldığın kararlar gibi. yağmurdan önceki son güneşli esinti gibi. hap aldıktan hemen sonra bir sonraki sancıya kadar kesilmiş olan başağrısı gibi. hiç beklemediğin ve de istemediğin bir anda sevdiğin kadının 'ben hamileyim' demesi gibi. fincanın neredeyse yarısını dolduran telve gibi. tüm karmaşıklığı çözebilmene yetecek kadar dağarcığının olması gibi. çözülemeyecek bir sorunun olmaması gibi.

kül

tamamla yine sen tamamla
anlamlarına varamayan kelimelerin
boğulup yitmesine izin verme sevgili
kocaman başı sonu belsiz cümlelerin içinde
tamamla eksiği
o köşede buluşalım yine
güneşli hava buluşmaları eşliğinde
sırıtan yüzlerimizi toparlamakta zorlanırken
toparlanıp kaçışlarımızda
ara sokak yürümelerine,
başkalarının vazgeçtiklerini bulup
eşyaya duyulanmalarımızı
başkalarının gülüp geçtiklerine
duygulanıp ağlaklanmalarımızı
tamamla sen işte..
yarım kalan herşeyi
terliklerinle gel, tamamla
yarım kalan herşeyin suçlusu:
anlamlarına gitmeyen o inatçı kelimeler
değil mi sanki..
biz günü kurtaralım, başkaca kelimelerle
daha uysal ve çimen yeşili olanlarıyla
sen cümleyi tamamla,
ben bir daha dönmeyecek deli Gemi'ye
hayıflanayım
benim de her yanım biraz Deniz şimdi..

6 Mart 2012 Salı

öz'e özlü sözlü mazeret

okumadan yazamam yaşamadan hissedemeyeceğim gibi. ama bazen öyle yaşanmalar oluyor ki hissizlikle besleyerek uyuşturuyor parmaklarımı. yaşandığına yaşanacağına insanı bin pişman eden o yaşanmalar.. susmuşluklar bu yüzden. en azından benim susmuşluğum bu yüzden. o yüksek mahallenin daha yüksek kırsallarında kaybederken kendimi kendimce minyatür bir melankoli gezegeni inşa ettiğimi sanır, mutlu olurdum gezegene inat. fazlaca derine saplanmışım başta kendim olmak üzere tüm kaybettiklerim hükümlerini de alıp gittiler. güzel atlara binip gittiler. şimdi sana yalvarıyorum lütfen aşkını al, hislerimi geri ver. hissetmeden yaşayamıyorum. yaşamadan yazamıyorum. yazamadığım zaman okuyamıyorum. ve herşey burada başlayıp, yine burada bitiyor.

unutma birinin ya başlangıcını ya sonunu alabilirsin elinden... ve her katil önce iyi niyetle açar gözünü dünyaya.

7 Şubat 2012 Salı

kadife elleri ve saten dudakları da unutmamak gerek bu şiirimside

yüzüne her güneş vurduğunda
aşık oluyordum sana
gündüz güzelisin diyordum
alınıyordun
oysa gözlerin güzeldi hep
güneş vurkaççı olmasa da güzeldi
hayatı hatırlatan temsillerin
en güzel tonuydu
o gözlerin rengi
ismin en güzel haliydi ismin
ve burnun: 'doğal' kusursuzluk
yüzüne güneş vurmuştu birgün
hiç unutmam
bakakalmıştım öyle
öylesine sıradan bir yer
öylesine sıradan bir anda
aşık oluvermiştim, unutmam hiç
güneş şiddet eğilimli olsun diye
dualanırım epeyden beri

4 Şubat 2012 Cumartesi

limonata

biz mi yüksekteydik çok
bulutlar mı alçaktı
gece mi çok zalimdi bilemedim
başladığı gibi değildi hiçbiri
sinir bozan bir güzellik
iç gıcıklayan bir sıcak
tatlı tatlı kaşınan yara

dibi çıkmayan şişeler vardır ki
onların içine 
küçük çubuklarla küçük parçalarla
milyonlarca küçük hareketle ve tonlarca büyük sabırla
ancak yerleşir bir gemi

28 Ocak 2012 Cumartesi

alıntı

kutsal ruh meryem ana'nın kulağına fısıldadığında meryem ana hamile kaldı. ona göre, kulaklar vajinaydı. tek bir yanlış fikir duyduğunda masumiyetini yitiriyordu insan. tek bir detay çok şey demekti ve insanın hayatı kararıyordu. bilgi yüzünden insan aşırı dozdan ölebiliyordu.




ölüm pornosu'ndan

farkındalık

bu dünyadaki 9000. günümde annem bu dünyadaki 48 yılını tamamlamış.

günü kurtaran

ütü sıkıcıdır ama sorun giderir

görmek için
sadeleştir dedi yaşlı adam
seçim yapmak,
seçenek bolluğunda değil
akıl karışıklığında
zorlaşır ancak.

23 Ocak 2012 Pazartesi

urban-mekanik duygulanmalar

müziğin kulağıma dokunduğu an
başlıyor akış
sevişiyorum
varlığımı var edenle
harfler sapır sapır
dökülüyor o an:

derler ki
bir anne iç yanağıdır ruhun
sıcak ve ağlak
içinde erir, karışır, benzer ve dönüşürsün
her zaman aynı sırayla olmaz
bir baba ağacın kabuğu gibidir
içinde başkaca nemli bir diyar gizler
kazıyarak tüketemezsin, kazırken yenilenirsin
sevgi ile sonsuzun birbirine karıştığı 

11 Ocak 2012 Çarşamba

kayıt dışı beklentiler

-bayım, artık acilen büyüyüp önemli sorumluluklar almanız beklenmekte.
+neden büyümek?
-çünkü ben senin minik sorumluluğunum.
+neden sorumluluk almak?
-çünkü ben senin büyüğünüm.

çıkarım çıkarsamak

mütehammil eşşeklermişiz madem, o halde dayanalım diyor okuduğum sevgili kitabın sevgili yazarı. doğru. uyuyordum, uyukluyordum. gözümü açtığımda pencereden içeriye dalmak için epey hırslanmış bir araba gördüm. neyse ki hırsının esiri olmadı sevgili hırslanmış araba kullanıcısı ve biz sevgili servis yolcularını da hırsının kurbanı etmedi.servisin içindeki o sevimsiz beyaz ışık yüzünden hep bence bunlar. ama yine de siz siz olun evinizde beyaz floresan kullanmayın. beyaz floresandan daha soğuk bir aydınlatma olamaz bence ve bence beyaz floresan kullanan bütün evlerde mutsuzluk kaçınılmazdır. bu korkunç bir çelişkidir çünkü varoluş sebebi ve duvar kağıtları mutluluk olan tek bir kapalı alan varsa o da evdir. stenografiye adını verenin nicolas steno olmadığını öğrenmenin yarattığı hayal kırıklığı derindir belki ama mütehammil eşşekliğimizin verdiği güçle kaldırılabilir. akmasa damlayabilir. dayanmak belki o kadar da imkansız değildir.

acaba nasıl?*

gittiğim tüm şehirler gördüğüm bütün güzellikler çirkinlikler duyduğum bütün iyi kokular keskin kokular belirsiz kokular kötü kokular tanıdığım bütün insanlar ellerine dokunup ellerine aşık olduğum bütün erkekler tanıdığım bütün şişman kadınlar-zayıf kadınlar güzel gözlü güzel tüylü güzel kediler küstah kediler okuduğum tüm kitaplar ve onların okunarak yıpranmışlıktan gelen güzellikleri unutamadığım kitaplar unutamadığım film kareleri unutamadığım ve kimsenin unutamadığı ölmüş insanlar herkesin hergün andığı ölmüş ve yaşayan insanlar yediğim bütün yemekler tattığım bütün tatlar ve içtiğim bütün güzel-soğuk-sıcak-tarçınsız kahveler uykusuzluklarım uykularım uykularıma usulca konduğum bütün güzel kötü sert yumuşak kirli temiz yataklar evinde sığıntı misafircilik oynadığım bütün akrabalar ve bulamadığım kartpostallar gittiğim bütün şehirler onların ince uzun güzel kirli temiz sokakları insanları o şehirlerin olan-olmayan trafik ışıkları bozuk saatleri levhaları ve kaldırım çöpleri hiçbir şeyin yolunda gitmediği anlarım herşeyin tıkırında gittiğine inandığım zamanlarım bana anlatılan bütün hikayeler ve benim anlattıklarım yaşadıklarım dürüstlüklerim çılgınlıklarım blöflerim duygularım yalanlarım sevişmelerim şarkılarım gündüzlerim ve güneşli hava sendromlarım yağmura ayak uyduran ağlamalarım, ıslık çalan sessiz küfürlerim, hatta hiçbir işe yaramasalar da hayal kırıklıklarım ve keşkeli saçma sapan cümlelerim, özlediğim kadınlar, aşık olduğum kadınlar, nutkumu kilitleyen kadınlar, mum kokulu birbirine benzeyen kadınlar, içinden çıktığım kadınlar, içine doğduğum kadınlar, selam veremediğim kadınlar, adamlar, teyzeler ve daha yaşlılar, mavi gözlü kahraman adam, hep sırtüstü yatan kollarını iki yanına vücuduna paralel bir şekilde itina ile dizerek yatan, uykusunda asla horlamayan adam, tek adam, özlediğim adam, şuanda sonsuzlukta uyumakta olan adam, onun kocaman kulakları, herkesin kulakları, kabuklu bir deniz hayvanı olan kulak, ve o kız, ah o kız (sana ve size yaptığım haksızlığı kabul edecek misin, affedecek misin bir gün beni?) hiç susmasın dilediğim kız, güzel yazan, güzel titrli, güzel akıllı kız çirkin kız.


bu yazı da seninle bitsin.